Son yıllarda dünyamız şimdiye kadar görülmediği kadar küçüldü. Artık küresel bir dünyada yaşıyoruz. Türkiye de da bu küreselleşmenin içinde. Bursaray örneğinde olduğu gibi içinde yaşadığımız şehirdeki pek çok yatırımda yabancı sermayenin payı vardır. Pek çok projenin altında uluslararası finansman vardır. Bursa’da yabancı sermayenin payının bulunduğu fabrikaları, yatırımları, işletmeleri saymak neredeyse mümkün değildir. Keza kullandığımız pek çok ürün yabancı ülkelerden ithal edilmiştir. Aynı şekilde Türk şirketleri de pek çok yabancı ülkede yatırım yapmakta ve pek çok Türk malı ürün de yabancı ülkelere ihraç edilmektedir. Uluslararası ticaret şimdiye kadar görülmemiş boyutlara vardı. Bu alanda doğrudan doğruya veya dolaylı olarak çalışan insan sayısı arttı. Sadece Bursa’da değil, küçük şehirlerde bile yabancı işadamlarına rastlamak mümkün. Aynı şekilde dünyanın dört bir yanında, kimsenin aklına gelemeyecek küçük ülkelerde dahi yatırım yapan, mal satan Türk işadamları var. Küreselleşen ve böylesine gelişmiş bir uluslararası ticaret ortamında kaçınılmaz olarak pek çok hukukî uyuşmazlık ortaya çıkmaktadır. Böylesine iş ilişkilerinde taraflar ortaya çıkan hukukî uyuşmazlıkları çözmek için, bir ülkenin mahkemelerine başvurmak yerine, tahkim gibi buna alternatif uyuşmazlık çözme yollarını da kullanıyorlar. Böylece hem uyuşmazlığa uygulanacak hukuk, hem de uyuşmazlığın çözümünde takip edilecek usûl, klasik hukuk eğitimi almış hukukçuların altından kalkamayacağı derecede değişmektedir. İşte Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi, hukuk uygulamasındaki bu değişimin bilincindedir ve bu değişimin gerektirdiği donanıma sahip hukukçular yetiştirmeyi amaçlamaktadır.
İhtiyaç duyulan hukukçu tipindeki değişimi bir örnekle açıklayalım: Bursa Büyükşehir Belediyesi ile Bursa hafif raylı sistem birinci aşama yapım projesi inşaatını yapan firmalar arasında 1997 yılında imzalanan sözleşmede, uyuşmazlıkların çözümü konusunda tahkim usûlü öngörülmüştü. Üstelik yapılan tahkim sözleşmesinde tahkim yeri olarak Lahey ve uygulanacak hukuk olarak da Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) kuralları belirlenmişti. 26.03.2003 tarihinde yüklenici firma olan GÜRİŞ İnşaat A.Ş., Bursaray’ın birinci etap inşaatı sırasında aralarında proje bedelleri de olmak üzere 28 başlıkta bazı anlaşmazlıklar olduğunu ileri sürerek, tahkim yoluna başvurmuştur. 2003 yılında oluşan hakem heyeti, 2005 yılı Aralık ayında tahkim davasını sonuçlandırmıştır. Neticede tahkim heyeti, Bursa Büyükşehir Belediyesinin GÜRİŞ’e 9,5 milyon Euro ödemesine hükmetmiştir[1]. GÜRİŞ, Bursa Büyükşehir Belediyesi aleyhine daha başka tahkim başvurularında da bulunmuştur. Belediyeden istediği tazminat toplamı 40 milyon Euro’yu bulmaktadır[2]. Belediye ilk başta tahkim heyetine kendi hukuk müşavirini göndermiştir. Ancak daha sonra, pek muhtemelen, bu işin klasik hukuk eğitimiyle yetişmiş bir hukukçuyla halledilemeyeceğini anladığından, Pieter Tubbergen isimli Hollandalı bir avukatı tutmuştur[3]. Hemen belirtelim ki böyle büyük bir davada, hakem ücretleri, avukatlık ücretleri ve yargılama giderleri yüzbin dolarla dolarla ifade edilir.
İşte Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Bursa Büyükşehir Belediyesinin böyle büyük bir davasında, Hollanda’dan avukat tutmak yerine Türkiye’den avukat tutabileceği hukukçuları yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Onun için Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi 400 değil, 50 öğrenci almaktadır; onun için Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesinde zorunlu İngilizce hazırlık sınıfı vardır ve onun için Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi, mesleki İngilizce eğitimine önem vermektedir.
Ayrıca şunu da belirtelim. Yukarıda bahsettiğimiz küreselleşen hukukî ilişkiler sadece özel sektörün ihtiyaç duyduğu hukukçu tipini değiştirmekle kalmamış, kamu sektöründe ihtiyaç duyulan hukukçu ve hatta hakim tipinin değişmesine de yol açmıştır. İlkönce bir vakıadan bahsedelim: Çeşitli uluslararası kuruluşlarda Türkiye kontenjanından istihdam edilmesi gereken hukukçu pozisyonlarından bazıları boştur. Çünkü Türkiye’de kamu sektöründe ileri düzeyde İngilizce bilen yeterince hukukçu ve hakim yoktur. Keza çeşitli bakanlıkların gerek yurt içi, gerek yurtdışı kadrolarında açık bulunan pek çok hukukçu kadrosu vardır. Bunlar ileri düzeyde İngilizce bilen hukukçular bulunamaması yüzünden boş kalmaktadır. Özellikle Adalet Bakanlığı İngilizce bilen hakime ihtiyaç duymakta, ama aradığı hakimleri bulamaktadır.
Yukarıda özel sektör için bahsettiğimiz küreselleşme devlet için de geçerlidir. Bugün pek çok bakanlığını yabancı ülkelerle veya uluslararası kuruluşlarla işbirliği halinde yürüttüğü projeler vardır. Kaldı ki günümüzde suçlar da küreselleşmiştir. Buna paralel olarak suçlarla mücadele ve yargılamada da küreselleşme vardır veya en azından ülkeler arasında işbirliği yapılması gerekmektedir. Bu ise İngilizce bilen hukukçulara ve hakimlere ihtiyacı ortaya çıkarmaktadır. Örneğin bu konuda Adalet Bakanlığında, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü olmak üzere iki Genel Müdürlük vardır. Her iki Genel Müdürlükte de çalıştırılmak üzere ileri düzeyde İngilizce bilen hakim bulunamadığından yakınılmaktadır. Bu yüzden Adalet Bakanlığı, hakimleri dil kurslarına yollamaktadır. Üstelik yolladığı hakimlerden de KPDS’de 50 almış olmak gibi minimum bir şart aramaktadır[4]. İngilizce bilmeyen bir hakim ömrünün önemli bir kısmını taşrada geçirirken, İngilizce bilen bir hakim Ankara’da işe başlamakta ve hatta bazı yıllarda yurtdışında çalışmaktadır.
Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Türkiye aleyhine her yıl pek çok bireysel başvuru yapılmaktadır. Bu başvurularda gerek Türkiye’yi, gerekse başvurucu kişileri savunacak, dosyayı hazırlayacak pek çok hukukçuya ihtiyaç vardır. Ancak Dışişleri Bakanlığının bu dosyalarda çalışacak ve ileri düzeyde İngilizce ve Fransızca bilen hukukçu bulmakta güçlük çektiği söylenmektedir. Aynı sorun başvurucu kişiler için de geçerlidir. Nasıl yukarıdaki Bursaray davası örneğinde Bursa Büyük Şehir Belediyesi, Bursa’da binlerce avukat varken Hollandalı bir avukat tutmak zorunda kalmış ise, Dışişleri Bakanlığını ve başvurucu kişileri de benzer şekilde yabancı avukat tutmak zorunda kalabilmektedir.
Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi, gerek özel sektörün, gerekse kamu sektörünün ihtiyaç duyduğu hukukçu tipinin değiştiğinin farkındadır. İhtiyaç duyulan hukukçu tipini yetiştirmek amacıyla hukuk eğitiminde köklü bir değişime ihtiyaç olduğunun inanmaktadır ve bu değişimi yapmaya kararlıdır. Yeni kurulmuş bir fakülte olarak da bu konuda kendisine engel olacak geleneksel bir faktörle karşı karşıya değildir.
Sonuç: Küreselleşme, gerek özel sektörün, gerekse kamu sektörünün ihtiyaç duyduğu hukukçu tipini değiştirmiştir. Uludağ Hukuk, bu değişimin farkındadır ve küreselleşen dünyanın ihtiyaç duyduğu yeni hukukçu tipini yetiştirmeyi amaçlamaktadır.
[1]. http://www.arkitera.com/h7051-bursaray-belediye-icin-kambur-olmaya-basladi.html ; http://www.kenthaber.com/Arsiv/Haberler/2006/Subat/09/Haber_122158.aspx
[2]. http://www.kentgazetesi.com/yukle.php?name=yazici_dostu&file=yazici&k=bh&no=1394
http://www.bursahakimiyet.com.tr/in.php?is=haber&sec=makale&im=15556&id=45036
[3]. http://www.kentgazetesi.com/yukle.php?name=yazici_dostu&file=yazici&k=bh&no=1394
[4]. http://www.edb.adalet.gov.tr/duyuruarsiv/ide2007-2008.htm; http://www.edb.adalet.gov.tr/faaliyet/faaliyet.htm
ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ
Doğa ile Bilimin Buluştuğu Yerde Hukuk Eğitimi
