NEDEN HUKUK EĞİTİMİ SON YILLARDA “MODA” HALİNE GELDİ?
Son yıllarda hukuk fakültelerinin ÖSS puanları tavan yaptı. Diğer bir ifadeyle çok söylendiği gibi, üniversite tercihinde hukuk fakülteleri, son yılların “moda”sı haline geldi. Hukuk fakülteleri Türkiye’de derece yapmış öğrencilerin tercih ettiği fakülteler haline geldi. Bir iki örnek verelim: Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesine giren 25 kişiden en kötüsü Türkiye 110’uncusu; Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine giren 410 kişiden en kötüsü Türkiye 1670’incisidir. Yeni kurulmuş, Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanan en düşük puanlı öğrenci Türkiye 5180’incisidir. En düşük taban puanla öğrenci almış olan Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanan en düşük puanlı öğrenci dahi Türkiye 9.840’ıncısıdır . Görünen odur ki, Türkiye’de devlet hukuk fakültesinde öğrenci olabilmek için Türkiye’nin en başarılı onbin öğrencisi arasında olmak gerekmektedir.
Neden bu böyle? “Bu
bir modadır” deyip geçebiliriz. Ancak her moda gibi, bu modanın da
altında yatan çok daha derin sebepler vardır. Geriye dönüp bir
bakalım. Türkiye’de 1940’lı, 50’li, 60’lı ve hatta 70’li yıllarda
moda olan yüksek öğrenim alanı mühendislikti. Bu yıllarda en yüksek
puanlı öğrenciler, mühendislik fakültelerine giderlerdi. Bu dönemde
mühendislik ülkenin en prestijli mesleklerinin başında geliyordu.
Daha sonraları bu değişti. 1980’li, 1990’lı yıllarda işletme
bölümleri moda haline geldi. ÖSS’de en başarılı öğrenciler işletme
bölümlerine gitmeye başladılar. 2000’li yıllarda da işletme
bölümleri yerlerini hukuk fakültelerine bıraktılar. Neden bu böyle
oldu?
Kanımızca bunun sebebi Türkiye’nin geçirdiği ekonomik, sınaî ve
ticarî dönüşümdür. 1940’lı, 50’li 60’lı ve 70’li yıllarda Türkiye’de
üretim yetersizdi. Örneğin Türkiye’de 1950’lı, 60’lı yıllarda
otomobil, otobüs, traktör fabrikası, yeterince karayolu, baraj ve
hatta yeterince ev yoktu. Bunun içinse fabrika kurup çalıştıracak,
yol, baraj, bina inşa edecek mühendislere ihtiyaç vardı. Türkiye bu
yıllarda ihtiyaç duyduğu mühendisleri yetiştirdi. Türkiye’de pek çok
otomobil fabrikası, baraj ve modern binalardan oluşan şehirler
oluştu. Bu yıllar mühendisliğin altın yıllarıydı. Çünkü mühendislere
aşırı bir ihtiyaç vardı.
Ne var ki
mühendisler 1980’li yıllarda görevlerini tamamladılar. Türkiye’de
artık yeterince otomobil, traktör, otobüs, iş makineleri, evler
üretilmişti. 1980’li yıllarda artık sorun bunları üretmek değil,
bunları pazarlamak, bunları satabilmekti. Bu ise mühendislerin
değil, işletmecilerin bildiği bir işti ve devreye işletmeciler
girdi. 1980’li, 1990’lı yıllar, işletmecilerin altın yılları oldu.
Bu yıllarda üretenden çok, pazarlayanlar para kazandılar. Bu
yıllarda da üniversite tercihinde işletme bölümleri “moda” oldu.
Ancak 2000’li yıllarda bu değişti. Artık Türkiye’de üretim de vardı,
pazarlama da. Her ikisinde de yeterince yetişmiş eleman çalışıyordu.
Ancak bu sefer, üretim ve pazarlamadan sonra ortaya üçüncü bir sorun
çıktı. Hukukî uyuşmazlıklar sorunu. Mühendislerin ürettiği,
işletmecilerin sattığı araba arızalanınca, müşteri hakkını aramak,
satıcıya ve üreticiye karşı dava açmak yoluna gidiyordu. Keza ev
alan kişiler, evlerinde ortaya çıkan kusurlara karşı evleri satın
aldıkları müteahhide karşı dava açmaya başladılar. Ortaya çıkan bu
hukukî sorunlar ise hukukçulara ihtiyaç gösterdi. Ortaya çıkan bu
yeni sorunlar ise artık mühendislere veya işletmecilere değil,
hukukçulara para kazandırmaya başladı.
Yukarıda açıklandığı gibi 2000’li yıllarda hukuk fakültelerinin puanlarının tavan yapması bir rastlantı değil, tam tersine Türkiye’nin ekonomik dönüşümünün ve iş piyasasının bir sonucudur. Türkiye’de 2000’li yıllar, hukukçuların yılları olacaktır. Artık dönem, hukuk eğitimi alınacak dönemdir. Artık ülkenin en zeki beyinleri hukuk fakültelerine geliyorlar.
Sonuç: “Hukuk, 2000’li
yılların mesleğidir”.
ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ
Doğa ile Bilimin Buluştuğu Yerde Hukuk Eğitimi
