SÜLEYMAN DEMİREL'İN AÇILIŞ KONUŞMASI
(24
Mayıs2008)

Değerli misafirler hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Bu güzel Mayıs gününde bu açık havada çok güzel şeyler dinledik sanıyorum ki Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi sadece bir açılış töreni yapmadı, birinci dersini de yaptı. Burada söylenen şeyler pek çok şeyi dile getirdi. Buradan çıkarılacak çok büyük dersler vardır. Onun için bütün konuşmacıları bize böylesine güzel bir saate aşkın dinleme fırsatı verdikleri için kutluyorum.
Hukuk Fakültesi, Uludağ Üniversitemizin noksanıydı; şimdi yerine gelmiş bulunuyor.
Değerli Rektörümüz ve değerli dekanımız bu fakültenin nasıl bir fakülte olacağı hakkında beyanlarda bulundular. Projeleri çağdaştır. Bugünkü dünya şartlarında, sadece kendi hukukumuzu, milli kukumuzu değil; aynı zamanda uluslararası hukuku ve evrensel hukuku çocuklarımızı okutmak gibi bir pencereyi açıyorlar.
Bugün dünya küçülmüştür. Bu küçülen dünyada esasen hiçbir ülke kendi başına değildir. [Hiçbir ülkenin] hukuku sadece kendine has bir hukuk değildir; ekonomisi kendine has bir ekonomi değildir; yaşam tarzı kendine has bir yaşam tarzı değildir. Pek çok şey önemini kaybetmiştir; insanlar birbirine çok yaklaşmış; iletişim değeri insanları bu dünyanın insanları olarak bir araya getirmiştir. 192 ülkenin insanı olarak değil; bu dünyanın insanları olarak sürekli sorunlarla da karşı karşıya. İnsanlar, bu sorunlarla müşterek mücadele ederlerse başarıya ulaşacaklardır. Etmezlerse hepsi beraber sıkıntıya düşeceklerdir.
Dünya dediğimiz yer hepimizin evi, hangi ulustan olursa olsun; hangi yurttan hangi dilden olursa olsun; eğer iklim şartlarını değiştirirseniz, hepiniz zarar görürsünüz. Eğer teröre destek verirseniz, hepiniz zarar görürsünüz. Eğer uyuşturucuya desteklerseniz, zarar görürsünüz. Eğer bulaşıcı hastalıklara destek verirseniz, zarar görürsünüz.
Bizim hukuk eğitimimize uluslararası hukukun, Avrupa hukukunun, evrensel hukukun dahil edilmiş olmasını büyük kazanç sayıyorum. Sizleri kutluyorum.
Burada başka bir iddia var. Bu iddia, Uludağ Üniversitesi[nin] Türkiye’nin önüne yepyeni bir hukuk okulu koymasıdır. Bu hukuk okulu hem Türkiye’nin ihtiyaçlarına, hem bu ilin ihtiyaçlarına, hem bundan 10 sene sonra zamanın ihtiyaçlarına cevap verecektir.
Bundan 10 sene sonraki Türkiye değişik bir Türkiye’dir. Nitekim bundan 10 sene önceki Türkiye başka; 60 sene önceki ki Türkiye bambaşka bir Türkiye’ydi. 40 sene önceki Türkiye’de Gemlik’te lise yoktu. 40 sene evvel, Gemlik ve Orhangazi’nin köylerinde elektrik yoktu. Bugün elektriği olmayan ev yok. Velhasıl birçok şey değişmiştir. Bu değişimlere ayak uydurulması lazımdır.
Yalnız toplumlar statükoyu severler. Değişimi sevmezler. Fakat sonra işin değerini anlarlar. Bunun içindir ki toplumun önünde gidebilmek lazımdır. Yani bu ülkenin yönetimleri toplumun önünde gidebiliyorsa, ülke kalkınır.
Bütün bunları karşılayacak bir fakülte burada açılıyor. Sevinç verici bir şey. Şimdi hukukun önemini anlatmaya bilmem ihtiyaç var mı? Yalnız ben hukuku daha değişik bir kavramda görüyorum; öylede anlıyorum. İnsanoğlu toplum hayatı yaşadığından bu yana yönetenler ve yönetilenler olarak ayrılmıştır. İlk yönetim kabiledir. Kabilenin şeyhi vardır; sonra bu kabileler bir araya gelmiş toplum olmuştur; toplumlar bir araya gelmiş millet olmuştur veya olamamıştır. Önemli hadise millet kavramı çok önemli bir kavramdır ve onun üstüne devlet gelir. Asıl bakarsanız devlet bir toplumun uluslararası en değerli varlığıdır Bunun değeri fetrette anlaşılır. Fetrete girdiğin zaman geç anlaşılır. Fetret şudur: Her şeyin bir birine karıştığı, ….
İnsanoğlu yeryüzünde toplum halinde yaşamaya başladığından bu yana evvela aile kendi içinde kavgalıdır; sonra aileler bir birleriyle kavgalıdır; kabileler kavgalıdır; sonra milletler birbirine kavgalıdır. 1945. 60 milyon insan İkinci Dünya Savaşı sonunda ölmüştür. Dünyanın en medeni ülkeleri, en kalkınmış ülkeleri, bir tarafta Japonya, burada Almanya İngiltere, Fransa, Rusya daha sonra Amerika, en kalkınmış ülkeler, bunları kırıp geçirmişlerdir ve sonra dönüp düşünmüşlerdir: Ne yapalım acaba kavgaya son mu versek?
Kavgaya son verebilmenin yolu Birleşmiş Milletler Teşkilatını kurmakla bulmuşlardır. Zaman alıyor ve kendi işinde tecrübe edinmesi gerekiyor ve Birleşmiş Milletler kurulmuştur. Birleşmiş Milletlerin İnsan Hakları Beyannamesi 60 yılı kutlanıyor. insan hakları beyannamesinin içinde çok güzel iki kelime var: Bu kelimelerden birisi korku ve yoksulluktan kurtulmuş insanlardan müteşekkil bir dünya. Korkudan kurtulmuş. Nereden geliyor o korku?
İnsanlar kuvvet kullanmak suretiyle birbirini korkutuyor. Bu kuvvet kullanma da devletin kendi içinde de oluyor. Yani her şekilde olabiliyor bu. Korku yaratan şey yönetimlerin veya eline kuvvet geçirenlerin, yani “kuvvet haktır” deyenlerin, “kim güçlüyse o haklı” deyenlerin kuvvet kullanması suretiyle meydana getirdikleri şiddettir. Şiddetin içerisinde en güvenli hadise işkencedir. İnsanlar birbirine işkence ediyor. İşkence kadar önemli bir hadise keyfiliktir yoktur. Ve bunların ikisi kadar kötü olan hadise adaletsizliktir. Bütün bunlar alt alta dizildiği zaman huzursuzluk çıkıyor, refahsızlık çıkıyor. Bir toplumun içersinde bunlar olabiliyor.
O zaman semavi dinler bu karışmış toplumlara yasaklar getiriyor; yollar gösteriyor. Bir semavi din 600 sene 800 sene gidiyor ve insanlar onu da tutmaz hale geliyorlar. Yeni bir peygamber geliyor; yeni bir kitap geliyor ve dünya bu çalkantılar içinde gelip gidiyor; çağdaş dünyaya geliyor. Çağdaş dünya pozitif hukukun dünyasıdır. Çağdaş dünyada insanlar ilahi emirler ile hukuk yapmazlar. Hukuku aklın gereğine ve toplumun ihtiyaçlarına göre yaparlar. Çünkü şartlar değiştikçe, ilahi emirler değişmez. Dünyada bir defa şartlar değiştikçe hukuk da değişebilmelidir ve bunu sağlayan şey hukuktur.
Türkiye Devleti aslında uzun süreler din esasına dayalı hukukla idare edilmiştir. Çünkü dinler sadece ahireti değil, dünyayı da tanzim etmiştir; dünyada insanların ne yapması gerektiğini söyler. Pozitif hukukta ise insanların hakları sayılmıştır; sorumlulukları da sayılmıştır; özgürlükleri de sayılmıştır. Gayrin ızrarı çok güzel bir hukuk tabiridir. Yani birisi diğerine zarar verdiği yerde, onun hakkı biter, yani birisinin hakkı, elini uzattığı zaman başka birine değiyorsa bitmiştir orda hakkı.
Ama ben bunları dinlemem dersen, dinletirler. Bu hukuk devletidir. Eğer ben bunları dinlemem deyip, dinlememeye devam ediyorsan ve dinletemiyorlarsa, orda devletten hukuktan bahsedilemez.
Hukuk devleti dediğiniz şey sadece hukukun, yazılı kuralları değil; uygulanabilmesi önemlidir. Devletin gücü yapılmış olan yasaların uygulanmasıyla ölçülür. Aslında bakarsanız hukuk üstünlüğü dediğiniz hadise, hukuku geniş manada alırsanız, daha değişiktir. Şöyle diyeyim: Bir toplum düşününüz ki haklarını bilmiyor; hakkı nedir herhangi bir meselede? O zaman yanlış bir şey yapıyorsa, kanunu bilmemek mazeret değildir. Özgürlüklerini de bilmiyor, sorumluluklarını da bilmiyor. Yani bugün mutlaka hukuk fakültesini geçmesi değil. Öğretici başka yollar olmalı. Haklarını özgürlüklerini ve sorumluluklarını anlatan başka şeyler olmalı.
Şimdi diyorsunuz ki, bu ülkeyi yönetme hakkı bu ülkenin vatandaşlarına aittir. Çünkü hür iradesiyle bu ülkenin insanları, hür iradesiyle kendisini yönetecek insanları seçecektir. Hür iradesiyle kendisini seçecek insanlara seç de diyorsunuz, artık buna olma deme imkanı da olmaz. Vatandaş hakları bilmiyordu oda olmaz. Vatandaş doğruyu yapacak kültüre sahip değil de olmaz. Öyleyse vatandaşın yanlış bir şey yapmaması için kendi haklarını iyi bilmesi, bunları iyi kullanması lazımdır.
Haklar ve özgürlükler dediğimiz olay bence kişiyle başlar. Yani ne yapalım herkesi hukuk fakültesinden mi geçirelim? Keşke mümkün olsa. Çünkü eninde sonunda, bir avukat bir hakim kadar hukuku bilmek değil; haklarını bilmek mecburiyetinde. Kişinin haklarını bilme, özgürlüklerini bilme ve onun gereklerini sorumluluklarını bilme. Eğer vatandaş bunu tam yapabiliyorsa, tam olarak yapabiliyorsa, o zaman hukukun üstünlüğüne dayanan bir devlet olur, keyfilikten şikayet olmaz; o zaman kayırmadan şikayet olmaz. O zaman şöyle olur: Yönetenler o zaman taban reaksiyonuyla karşılaşacaklardır: Nemelazım bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın demeyecektir. Adam olmaz böyle şey diyecektir.
Evet hakimiyeti millet seçtiği organları vasıtasıyla kullanır; ama hakimiyeti dört senede bir defa birisine ciroyla değil; hep hakimiyet onda, hakkın sahibi o; öbürleri vekil. Onun içindir ki bunların bir takım incelikleri var.
Esasen bu yönetme işi dediğiniz mesela Türkiye’nin bir takım sıkıntıları var. Bunları burada konuşmaya kalksak çok eğlenceli olur. Çok güzel konuşuruz. Yani geneline bakalım işin memleketin huzur içerisinde olması lazım. Huzur içinde olması için kanunların eksiksiz uygulanması lazım. Huzur içinde olması için benim değerli arkadaşım Asım Kocabıyık söylüyor adalet bakanın diyor keşke şunları söylesin diyor. Evet o onun hakkı ve de alkışta alıyor. Çünkü o ülkede adalet dağıtılmıyorsa o ülkede devletten bahsedemezsiniz. Dağıtılmayan adalet en büyük adaletsizliktir.
Dünyada bugünün şikayeti nedir? Daha iyi yönetimdir. Bu olay bizim ülkemizde de ihtiyaçtır. Amerika ülkesinde de ihtiyaçtır. Almanya ülkesinde de ihtiyaçtır. Derece derece ihtiyaçtır en çok ihtiyacı olan ülkelerden biri de Türkiye’dir. Bunu kabul ediyoruz. Daha çok ihtiyacı olan daha iyi yönetime ihtiyacı olan ülkelerin başında Türkiye gelir. Bu endekslere baktığınız zaman aşağılarda görünmemizin sebebi bundandır. Yoksa biz kötü bir memleket değiliz. Yani ekonomide en iyi olalım başka şeylerde 75’inci olalım; onların hepsi yönetim sıkıntılarımızdan gelir.
Büyük Petro, Paris’i ziyaret etti Paris’te Kardinal Richelieu’nün heykelini ziyaret etti. Kardinal Richelieu Fransa tarihinde çok mühim bir adam. Kendisi papaz. Ama devlet adamı. Büyük Petro heykeli kucakladı ve dedi ki “ah, dedi, sen sağ olsaydın da şu Rusya’nın yarısını sana verseydim, öbür yarısını nasıl ihya edileceğini bana öğretseydin”.
Yönetim evet, hukuk üstünlüğü evet. Buna hiç itirazları yok. Bütün şikayet bunu uygulamada. Kime sorarsanız, bugün Türkiye’de hukukun üstünlüğüne dayanan laik demokratik sosyal bir devletiz. Ama bu yetmiyor. Bunu hayata geçirmek lazım. Daha çok okumanın tabi ki faydası olacaktır.
Şunu da söyleyeyim: 1925’te kurulan hukuk mektebinde Atatürk’ün söylediği şeyler bu gün de canlıdır. Çağdaş hukukun çağdaş hizmetçileri hizmetkarları olacaksınız. Bugün Türkiye’nin fevkalade iyi yetişmiş hakimleri, fevkalade iyi yetişmiş bir savcı kadrosu, fevkalade iyi yetişmiş bir avukat kadrosu vardır. Yani sav ve karar hadisesi. Çok uygun bu.
Şikayetler nerden geliyor? Bu şikayetler çok büyük etkenlerden gelir. Bunları neden kaldırmıyorsunuz? Korkuyoruz. Neden korkuyorsunuz? Biri gelir hesap sorar diye. E iyi yapın, varsın sorsunlar. İyi yaptığınız halde de hesap sorarlar. Varsın sorsunlar.
Daha iyi bir yönetim için reform korkağı bir Türkiye olamayız. Reform dediğiniz olayı, biz burada yaptığımız şeyi, Avrupa için yapacak değiliz. Bir burada yaptığımız her şeyi, kendi halkımız için yapıcağız. Onu anlatacağız Avrupa’nın gözüne girmek için onu yaptık diye değil. Eğer reform yaptık derseniz, Gemlik’te çarşıdaki adam bundan hiç bir şey hissetmiyorsa, o zaman yaptığınız iş, sizin yaptığınız takdirde olur.
Özellikle şunu söylemek istiyorum: Burada gerçekten çok değerli bir hizmet görülüyor. Ülkemize çok büyük yararı vardır ve bugün her şey çok değişmiş derken bir şey daha söyleyeceğim: 1965’te Bursa’da seçim için geldiğim zaman, seçim meydanına çıktığım zaman, “bir hizmet vaat edelim Bursa’ya” dediğimiz zaman, bir çimento fabrikasıyla, Gemlik’te bu fabrikaya ilave yapılması vardı. Başkada proje yoktu elimizde.
Bugünkü Bursa’ya bakın o gün sadece Bursa iyi arabalar yapıyordu, at arabaları; iyi de bıçak yapıyordu. Bıçak yapan, yaylı araba yapan Bursa bugün dünyaya otomobil ihracı yapıyor.
Türkiye’nin gururudur Bursa. Biz ölçüler kullanırız: Ağırlık tartarız; ağırlığa şu kadar kilo deriz. Uzunluk ölçeriz; metre deriz. Su ölçeriz; litre deriz. Ama kalkınma ve uygarlık dediğimiz zaman, biz diyorsak "falan yeri Bursa seviyesine çıkaracağız", bu demektir ki, Bursa bizim için uygarlığın ölçüsüdür.
Helikopterle geliyorum, Gemlik’e geldiğim zaman ayrı bir şey hissettim. Evet burada bir Avrupa şehri vardır. Türkiye’nin pek çok yerinde bu manzarayı görüyoruz.
Türkiye’nin aslında çok büyük eksiği yok. Eksiğimiz şurada: Çok karamsarız. Kendimize güvenimizi çok çabuk kaybediyoruz. Pes etmeyelim, devam edelim. Her şeye rağmen devam edelim, hiç kaybetmeyelim ümidimizi; şikayet ettiğimiz günler geçer; her şey sizin elinizdedir; milletin elindedir. Bu gemi gidiyor. Bu, Atatürk’ün sevk ettiği gemidir. Rüzgarı önden de arkadan da alsa rotasından sapmaz. Rüzgarı önden aldığımız zaman pes etmeyip, her şeye rağmen devam etmeliyiz. Yeter ki yeter ki birbirimizden şikayetçi olmayalım; yeter ki demokrasiden devletten şikayetçi olmayalım.
Bu şu gibidir elinize geçmiş sıfır kilometre dünyanın en güzel otomobili kullanmasını bilmiyorsanız biz ne yapalım.
Yani bu toplantı dolayıyla bir şey daha söylemek istiyorum. Bana göre sayın Asım Kocabıyık, benim arkadaşım dostum olduğu için değil, sergilediği başarı için kendisinden öğrenilecek pek çok şeyle vardır. Afyon Karahisarın bir köyünden gelir; İktisat Fakültesi okur; bütün hayatı boyunca mücadele eder. Tazlar Köyü, geldiği köyün adı. Birinci nesildir Tazlar köyünden çıkan. O Kazlar köyünden çıkan Asım Kocabıyık, bu büyük varlığı meydana getirmiştir. Bu büyük varlık kendisi ihya etti. Yaptığı hayır işlerinin çoğunda ben temel attım. Yaptığı yatırımlar da attım. Çünkü ben ona söyledim ben fabrika falan kuramam; ama sen fabrika kurarsın, ben temel atarım. Böyle bir iş birliği yaptık. Sen hayır için okul yaparsın ben gelir açarım onu. İşte bu sabah da bunun için buradayım şimdi.
Asım Kocabıyık cumhuriyetin erdemidir. Bu Türkiye’de başarılı olmak istiyor musunuz? Yol herkese açık. İşte Asım Kocabıyık. Kendisi açmış bu yolu. Birisi iki kolundan tutup bu hale getirmiş değil ki. Yani şu yaşında bile iyilik olsun diye uğraşıyor. Hem ülkenin ekonomisine iyilik olsun, buradan çıkan nemaların toprağa ne vereceğim diye uğraşıyor, şu kadar işçiye çalıştırıyorsa, kendisi için değil; o insanlar için çalıştırıyor. Görüyor musunuz kabiliyetin değerin ne kadar herkese faydalı olduğunu?
Görüyor musunuz sistemin buna açık olması halinde aksi halde Anadolu’nun herhangi bir köşesindeki insanların kabiliyetlerini kendi ülkesi için kullanması halinde neler olabileceğini? Sistemin gücü burada.
Yalnız değerli hocamız hukukun önceliğinden bahsetti. Aslında hukukun önceliği çok önemlidir bir ülkede. Hak tanımıyorsanız bu ülkede, insanların istediği şeyi tutma hakkı tanımıyorsanız, bir ülkede miras hakkı tanımıyorsanız, eğer bir ülkede servet düşmanıysanız, eğer bir ülkede başarı düşmanıysanız, o işe yaramaz; eğer çünkü mülkiyet hakkı yoksa, kazandığın başına bela olur yoksa. Onun içindir ki kalkınmış memleketlerin hepsine bakın tanınan haklar içerisinde en önemlilerinden birisi eğer düşünce hürriyetiyse, düşündüğünü söyleyebilme hürriyetiyse, inanç hürriyetiyse; öbürü de mutlaka istediğini tutabilme hakkıdır;
Şuraya geleceğim: İnsanlar istediği işten nevaleyi istediğine verebilme hakkıdır. İnsanlar anasından ağlayarak doğar. Düşünün ağlayarak doğarsınız bunun istisnası yoktur; su vermezlerse ölürsünüz; gıda vermezlerse ölürsünüz; eğer sarıp sarmalamazlarsa soğuk çarpar sıcak çarpar. Yani dört şey, hava, su, ateş, ekmek insanların asıl ihtiyaçlarıdır. Bana göre bunun beşincisini eklemek lazım: hukuk üstünlüğü.
Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Süleyman Demirel
ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ
Doğa ile Bilimin Buluştuğu Yerde Hukuk Eğitimi
